Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında en sık tanı konulan ruhsal hastalık olmakla birlikte, hastaların %50-70’inde bu sorun yetişkinlik döneminde de semptom vermeye devam etmektedir. Türkiye ve Dünya genelinde yapılmış çalışmalar yetişkinlik dönemindeki ADHD sıklığının %3-4 civarında olduğuna, ve de özellikle erkeklerde daha sık rastlandığına işaret etmektedir.

Yetişkinlik döneminde DEHB tanısı koyabilmek için kesin tanı ölçütlerimiz bulunmamakla birlikte tanı koyarken özellikle 2 temel noktaya dikkat edilmelidir. Bunlardan biri DEHB’nin yetişkin yaşlarda başlangıcının olmayacağıdır. Yani bu noktada bireyin çocukluk dönemi hikayesi önem taşımaktadır. Yetişkin bir bireye DEHB tanısı koyabilmemiz için belirtilerin 7 yaşında veya daha önce başlamış olması gerekmektedir. İkinci önemli koşul ise bu belirtilerin kişinin hayatının farklı alanlarında( sosyal hayatında, ev, iş ) sorunlara yol açıyor olması gereğidir.

Özetle DEHB çocukluk çağında başlayan bir hastalıktır.  Dikkat eksikliğinin baskın olduğu tip, aşırı hareketliliğin baskın olduğu tip ve bileşik tip olarak 3 alt grupta incelenmektedir. Çocukluk döneminde en sık izlenmekte olan bileşik tipin aynı zamanda en çok kronikleşme eğiliminde olan tip olduğunu bilmekteyiz. Bileşik tip dediğimiz zaman akla dikkat, hareketlilik ve dürtüsellik alanlarının tümünden kaynaklanan sorunların bir arada barındığı tipi anlamaktayız. Ancak yaş ilerledikçe aşırı hareketlilik sorunları daha az görülmeye başlarken, dürtüsellik ve özellikle öfke kontrol sorunları daha sık görülmektedir. Yetişkin DEHB'ler sıklıkla toplum içerisinde sırasını beklemekte güçlük çeken, öfke ve dürtü kontrolleri zayıf, ani kararlar verebilen, sıklıkla sonunu düşünmeden konuşan, randevularını unutan, başladığı işi bitirmekte zorluk yaşayan, yaptıkları planlara sadık kalamayan, kolay sıkılan, durduğu yerde duramayan, dağınık ve unutkan bireyler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Maalesef bu kişilerde çocukluk döneminden itibaren hastalığa maruziyet beraberinde pek çok ikincil ruhsal sorunları da getirmektedir. Bu bireyler yaşadıkları dikkat sorunları nedeni ile yaptıkları planlara uyamazlar, planladıkları şekilde işlerini şeyleri yetiştiremezler, yetiştirebilmek amacı ile aynı anda birden çok işi yapmaya çalışırlar, sürekli bir endişe ve telaş hali yaşarlar. Zamanlarını ayarlamakta güçlük çektiklerinden sürekli bir erteleme halindedirler. Tüm bunların sonucunda genellikle sahip oldukları kapasitenin altında performans sergilerler, hayal kırıklığına uğrarlar ve başarısız hissederler. Bu durumun sürekli olması depresyon, kaygı bozuklukları ve açıklarını kapatabilmek adına çeşitli kompulsiyonların (takıntı davranışı) gelişimine zemin hazırlar.

Öte yandan dürtüsellikleri bu kişilerin ani kararlar vermesine, sık sık kararlar değiştirmelerine yol açar ki, bu da beraberinde sık iş ve eş değişimi, maymun iştahlılık, gereksiz harcamalarda bulunma ya da sonuçta zarar görmesine neden olabilecek işlere girişmesine neden olabilmektedir. Ani öfke patlamaları ve unutkanlık da yine bu kişilerin çeşitli alanlarda zarar görmelerine, işlerinde, aile veya arkadaş ortamlarında sorunlar yaşamalarına yol açabilmektedir. Yine çabuk tepki vermeleri, kolaylıkla kavgaya girişebilmeleri, riskli işlere kolaylıkla girişebilmeleri de çeşitli yasal sorunları beraberinde getirmektedir. Son olarak riskli cinsel davranışlar nedeni ile çeşitli sağlık sorunları yaşamaları da olasıdır.

Şüphesiz bir çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için gerekli en önemli etkenlerden biri de sağlıklı, davranışlarında tutarlı, güvenilir, sağlıklı bağlanma geliştirilebileceği ebeveynlerinin olması ve huzurlu bir aile ortamı olduğundan ebeveynlerden herhangi birindeki bir patolojinin çocuk üzerindeki olumsuz etkileri de kaçınılmazdır.

DEHB ani öfke kontrol sorunlarının, duygusal  dalgalanmaların sık yaşandığı ve kişinin ani-tutarsız tepkiler verebileceği bir hastalıktır. Bu bakımdan daha ufak yaşlardan başlayarak karşısında tutarlı bir otorite figürü göremeyen çocuk belirgin bir bocalama içine girecektir. Anne baba arasında sıklıkla yaşanan tartışmalar olabileceğinden bu durumlardan da çocuk olumsuz anlamda etkilenecektir. Dürtü kontrolü zayıf bir ebeveynin şüphesiz çocuğu ve ailesi üzerinde maddi manevi çeşitli örseleyici etkileri olacaktır. Çocuğun anne veya babası özdeşim yapacağı figür olması açısından önem taşımaktadır. Yani çocuğun kişilik yapısının gelişiminde ebeveynlerinin kişilik özellikleri de önemli bir rol oynamaktadır. Depresif, özgüveni düşük veya aşırı kaygılı bir ebeveyn  varlığında şüphesiz çocuğun da kendine güveni zayıf bağımlı kişilik özellikleri gösteren bir birey olarak yetişme riski yüksek olacaktır. Bu bireylerin unutkanlık, zamanlarını ayarlamada güçlük vb nedenlerle aileleri ve çocukları ile ilgili sorumluluklarını aksatmaları da oldukça sık karşılaşılan bir sorundur ki bu da çocuk ile ebeveyn arasındaki karşılıklı güven ilişkisine zarar verecektir.

DEHB ile birlikte görülen eş tanı oranı da oldukça yüksektir. Hastalığın tedavi edilmemesi halinde bu oran daha da artmaktadır. Kadın DEHB’lerde eşlik eden en büyük ruhsal sorun genelde kaygı bozuklukları iken, erkeklerde en büyük sorun alkol/madde bağımlılığıdır. Bunun haricinde her iki cinsiyette de Depresyon başta olmak üzere duygudurum bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere çeşitli kişilik bozuklukları da normalden sık görülmektedir.

Yetişkin bir bireyde tedavi gerekliliği işlevselliğindeki bozulma ile ilişkilidir. Yani bu bireyin mevcut kapasitesini kullanması hastalık tarafınan kısıtlanıyor mu, hastalık belirtileri iş-ev-sosyal alanlarda sorunlara neden oluyor mu buna bakıyoruz. İkinci aşamada bireyin işlevselliğinde bozulmaya yol açan semptomun ne olduğuna bakmaktayız. Acaba dikkatini sürdürememekle alakalı sorunlar mı yaşamakta, yoksa dürtüsellik ya da aşırı hareketlilik ile ilgili sorunlar mı işlevselliğini bozmakta, ya da ADHD’ye ikincil yaşadığı zorlanmalara bağlı gelişen depresyon, anksiyete vd ruhsal hastalıklarla ilişkili olarak mı işlevselliği bozulmakta bunları değerlendiriyoruz. Altta yatan nedenleri belirledikten sonra hastaya uygun ilaç seçimleri ve/veya psikoterapi yöntemleri ile sorunun üstesinden gelmeye çalışıyoruz.  Bazı hastalarımızda ise sadece çeşitli davranışçı önerilerde bulunarak sorunu büyük ölçüde çözebiliyoruz.

                                                                                             Uzm. Dr. Ece USLU